< Fenomenin Ol - Blogcu





Bir "Meltem" eser bazen

  Hoyrat hayatın sert rüzgarlarına alışmış bedenime vurmaz soğuk. Acıyı hissetmez tenim. Yalnızlıktan kurumuştur gözlerim, ağlamaklı olamıyor artık. En son bir umutla karşılaştığımda kaç yaşımdaydım? Ne zaman mutlu oldum en son? Ne zaman sevdim? Ne zaman biri için vazgeçilmez oldum.
 
  Belki de her insan hayatının bir döneminde sorar bunları kendine. Ama umudu vardır onların. Benim ise aynadan yansıyan nefretlik anılarım vardır elimde. Omzumda taşımakta zorluk çektiğim bir yük. Tam bu girdaba kaptırmışken kendimi sen geldin. Tek olmadığımı anladım. Bu dünyada yalnız kalmadığımı. Senin samimiyetin ne insana insafsızca sırt çeviren karanlık sokakların kuytularına, ne de bulduğu her fırsatta sırtıma bin darbe indiren kahpe hayata benziyor. Sen herşeyden, herkesten farklı, hepsinden önemlisin.

  Bazen sayfalar dolusu paragraflara sığmaz anlatmak istediklerin. Bazen lisan yetmez anlatmaya. Şairlerin kalbi hep kırıktır, yazarların mağrur. Bazen herşey sığar küçücük bir dörtlüğe. Bazen destanlar yazılır anlatmak için. Sana seni verebileceğim, seni anlatabileceğim bu mısraları hediye ediyorum: 
                                                           
                                             "Bir meltem eser bazen,
                                               Kırıntı kalmaz dertten."

Kaybedilmiş yollar

  Anılar. Milyonlarca, belki milyarlarca görüntü geçmişten. Her biri farklı yöne saçılan yollar; beynimizde. Hangimiz geri dönmedik ki onlara? Hangimiz gece gözlerini karanlık duvara dikip karşılaştığı anının ona hatırlattıklarıyla farkında olmadan muzipçe gülerken bulamadı kendini? Ya da hangimiz gözyaşlarına boğularak çıkmadıki bu yoldan; farkında olmadan. Ne zaman bir yol ayrımına gelsem geceleri, geçmişimi hatırlarım; karanlık geçmişimi. Kaybettiğim dostlarımı, hatalarımı, özlediklerimi. Acı çeker boynumu eğerim kadere. Hiç bir zaman yanımda olmayan kadere.
  Şaşırmamak,sormamak elde değil: bugünüm buysa geleceğim nerede? Her gece dönerim anılara. Her yoldan bir daha yürürüm. Ama kaybettiğim şeyleri yaşayamam bir daha. Onlar yollarını kapatmış,kendilerini gizlemişlerdir bana. Ama asla unutamam onları. Onlar, benim kaybedilmiş yollarım.

Gökyüzünü anlamak

  Gökyüzü her göze mavimi gelir? Her kalbe sonsuz? Bir kuşmu olmak lazım gökyüzünü anlamak için; bir güvercin. Gökyüzü nereden güzel görünür? Gökyüzünü yukarıya baktığımızda mı görürüz? Derinlerimize indiğimizde mi?
  Bir kuş olmak gerekmez gökyüzünü anlamak için. Yada özgür olmak için gökyüzünün bizi yanına almasını beklememeliyiz. Aslında hayatın bütün zorluğu yer yüzündedir. Bütün karmaşası tam burada; yeryüzünde yaşanır. Dibe vurmak için sol yada sağ yanında darbe yemiş bir kayık olmak gerekmez bazen. Özgür olmak için prangaları kırmak yetmez. Bu kadar karışık olmalı mı herşey? Bu kadar keşmekeş. Her sancı kalbimi vurmalı? Başka bir acı var mı ayrılığa eş? Ne yeryüzü yetiyor mutluluğu bulmaya, ne de mutluluğu bulacak kadar gökyüzüne çıkabiliyor insan. Mutluluk kimine göre geceleri körpe şehrin kör sokaklarına vurmak kendini; kimine göre ölmek.
  Bu karmaşanın, bu düzensizliğin tam ortasında çırpınarak yaşıyoruz; farketmesekte. Mutluyuz içimizde belki. Ama gökyüzünden bakınca boğuluyoruz hayatın görünmez sularında. Gökyüzü bize bakınca; görüyor halimizi, niyetimizi, içimizi. Belkide yüzyıllardan beri gökyüzü kan ağlıyor gördüklerine.

Hayat

  "Hayat nedir?" diye soralım kendimize. Hayat aynadaki yansımamızdır. Gözümüzdeki ışık kalbimizdeki sevgdir, hayat. Peki ya; biz onu hakediyormuyuz? Ediyorsak ne kadar ediyoruz? Biliyorum ki şu anda bilgisayarın karşısına geçip bu yazıyı okumaya zahmet etmiş herkes gibi sizde soruyosunuz kendi kendinize: Bu ne yahu hayat hep soruylamı anlatılır? Malesef öyle. Çünkü hala içinizde eski bir aşkın umursuzca tüten dumanı veya geleceğin buğulu kaygısı varsa; hayata soru sormak mecburiyetindesiniz. Evet tahmin ettiğiniz gibi bende de bunlar var. O yüzden burada oturmuş hem hayatı anlamak için kafa yoruyor, hem de sizle bulduğum karışık cevapları paylaşıyorum. Biliyorum ki bulduğum cevaplar hiç birimizi aydınlatmıyacak; hatta beni bile.  Ama bu fenomenist düzende, hayatın tüm kargaşasıyla boğuşmaya "yaşamak" adını vermişiz bir kere. Yaşayacaksak bu yükü sırtlamalıyız. Bu yükü sırtlayamayacak kadar yorulmuşsak sığınmalıyız: sonu belli olmayan karanlıktan bile daha siyah; büyülü sokaklara. Şehrin kermekeş sancılarını yaşayan sokaklara. O zaman vururuz hayatın dibine; demir atarız sessizce. Mukafatamız, son günü beklemek olur sessizce.
  Tüm bunları düşünürsek hayat gerçekten zor geliyor göze. Karşısında bilenemeyeceğimiz kadar zor. Nefes almayacak kadar dar, kaldırılmayacak kadar ağır. Şimdi dümeni elinize alma zamanı. Hayatınızı kendiniz yönetin; fenomeniniz olun..!